Yazının Kategorisi

İçimizdeki Virüsler, Güven, Bağlılık ve Koçluk

Yemeğini nasıl yemezsin (beğenmezsin), sen bir de aç olanları düşün, seni bir aç bırakmak lazım var ya. Arkadaşlar sizi de bir türlü memnun edemiyoruz, bir de işsiz olanları düşünün yahu, onlar ne yapsın?

Birinci cümleyi yemeğini sevmeyen, beğenmeyen çocuklarımıza, ikincisini de bir şeyler talep eden, söylenen çalışanlarımıza söyleyebiliyoruz. Bu arada ben birincisini balığını zor yiyen 18 yaşımdaki kızıma da bu akşam söylemiş bulundum dürüstçe paylaşıyorum. Hatamdan bir an önce dönmeye çalışsam da olan oldu bir kere.

Ama her ikisi de bence çok olumsuz cümleler. Çünkü alt mesajla çocuğumuza güzelim yemeği buldun, nasıl afiyetle yemezsin diyoruz. Önüne konan yemeği yiyeceksin, seçim yapamazsın, evde bu pişti, yersin ya da sürünürsün. Çalışana da iş bulmuşsun, aydan aya maaşın yatıyor daha ne bekliyorsun! Hatta daha da ilerletirsek; dışarda inanılmaz işsizlik var, sırada binlerce insan var, sen gidersin başkası gelir. Yani minnet duy, daha fazlasını kurcalama, işinden de olma.

Biraz derin olarak bakıldığında bu cümleler karşımızdakini değersiz hissettirmekten tehdide, aslında olumsuz ne kadar çok duyguyu içeriyor değil mi?

Tabii bu mesajlarla bir başarı (!) daha elde ediyoruz. Resmen güveni yerle bir ediyoruz. Oysa bağlılığın temelinde kişinin ister çocuğunuz ister çalışanınız liderine güvenmesi yatar. Verimliliği artıran kurallar değil, duyulan güvendir. Bu güveni yıkmanın en kolay yolu da karşıdaki kişiye vazgeçilebilir olduğunu anımsatmaktır.

Peki ama madem bu kadar vazgeçilir insanlar var, neden onlarla çalışıyoruz? Veya vazgeçilmezlerse, neden değerli olduklarını hissettirmiyoruz? Doğru işe doğru insan aldığınızı nasıl anlıyorsunuz?

Doğal olarak iş verimliliğiyle. Başarı kriterleri doğru belirlenmiş, iyi tanımlanmış bir işin performansı da sağlıklı ölçülebilir.

Günümüzde şirketleri tehdit eden birçok unsur var. Bunlardan en önemlisi de içerdeki virüsler. Örneğin bir ağaca yıldırım düşmesi, birinin gelip onu kesmesi dış etkenleri oluşturur. Ağacın kurumasını da en hızlı biçimde, kendi kabuğunun içindeki parazitler gerçekleştirir. Tek bir larvadan, kimyasal ilaçlarla ancak çözülebilecek dev bir soruna kolayca ulaşılabilir. İşte şirketler için virüs etkisi böyle bir şey. Müşterileriniz sizden vazgeçebilir, ekonomik krizler yaşanabilir, mevsimsel iniş çıkışlar olur. Ama çalışan sadakatinin olmadığı bir ortamın vereceği zarar hiçbir şeyle ölçülmez.

İçimizdeki virüsleri temizlediğimiz şu günlerde, sadık ekibimizin gücünü ve değerini bir kez daha anladım. Kendilerine olan minnetimi tekrar burada iletmek istiyorum.

Sadık çalışanların ortak özelliklerini sıralarsak;

  • Neden burada olduklarını bilirler; amaç
  • Ne yaptıklarını bilirler, anlamlı bir iş
  • Bulundukları ortam onları besler, keyif ve huzur duygularıyla kendilerini ifade ederek çalışırlar
  • Sürekli olarak kişisel gelişimlerinin desteklendiğini bilirler
  • Takdir ve değer görürler
  • İş ve gerektiğinde özel yaşamla ilgili yönlendirme ve tavsiyeleri hızlı, net olarak alırlar
  • Rahat, sağlıklı ve mutlu hissederler (bir de sigara içmeseler 😊)

Peki yemeğine burun kıvıran çocuğumuza nasıl yaklaşacağız? Tabii ki doğru sorular sorarak konuşacağız, onu düşündüreceğiz. Buna koçluk yaklaşımı diyoruz. Bu nedenle koçluk eğitimini hayatınızın bir döneminde mutlaka almanızı öneriyorum.

Ben kendi adıma bu sayede artık müşterilerim, çocuklarım ve çalışanlarımla çok daha iyi ve etkili iletişim kurabiliyorum. Herkese öneriyorum.

Sevgi ve saygılarımla.

Yazıyı sevdiniz mi? hemen paylaşın!

Share on linkedin
LinkedIn
Share on email
E-Posta
Share on twitter
Twitter
Share on facebook
Facebook

Yorumunuzu bırakın

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin