Yazının Kategorisi

İhanet Nedir? Girişimciliğin, İş Sahibi Olmanın Kaderi midir?

Girişimciliğin, iş sahibi olmanın kaderi midir nedir? 32 yıllık iş hayatımda o kadar sayısız ihanete uğradım ki, artık bu konuda bir şeyler kaleme almanın zamanı geldi dedim ve başladım. Birazdan anlatacağım son ihanet sonrası da bunu paylaşmamanın diğer girişimcilere karşı bir ihanet olacağını düşünüyorum 😊.  

İhanetle ilgili konuyu biraz derin düşününce aslında insanlık tarihinin ihanetle başladığını söyleyebiliriz. Yaratılış hikayesine göre; Tanrı, kendi kudretini göstermek amacıyla bir insan yaratır. Burada biraz risk aldığını söyleyebiliriz. Çünkü; Tanrı ilk insana iyiyi ve kötüyü bilme ağacının yasak meyvesini gösterir. Ve “Bu ağacın meyvesinden yemeyeceksin, yoksa cennetten kovulur olursun” der. Ama insan merak ve cazibeye dayanır mı? Böylece hepimizin bildiği gibi insan ilk ihanetini Tanrı’sına karşı işler.

Etrafında yaratılan muhteşem dünyada, cennette yaşıyor bile olsa bununla yetinmeyen insan, ağacın meyvesini de yer. Yaratıcısının sözüne ihanet edip meyveyi yiyen insan cennetten kovulur. Ve ilk hainliğimiz tarihe bu şekilde kaydedilir.

Sonra kovulan insan Adem’in ilk oğulları olan Habil ve Kain (Kabil) var. Tanrının ve babalarının takdirini kazanmak için aralarında yarışırlarken oluşan kıskançlık nedeniyle Kain, kardeşi Kabil’i öldürür. Öldürdüğünü inkar eder. Böylece ilk ihanetimizi Tanrımıza, ikincisini de kardeşimize yapmış oluruz. Yine bu hikayeye göre de hepimiz kardeşini öldüren Kain’in soyundan geliyoruz. Yani ihaneti bir ata mirası olarak almış oluyoruz.

İhanet bizimle aynı seviyede olana karşı işlediğimizde ihanet tanımına giriyor. Aksi halde saf kötülük olarak tanımlanıyor. Yani birini öldürmek kötülük, savaşta kendi ordunuzdan birini öldürmek de ihanet oluyor. Bu yüzden ihanette insan kötülüğünün hemen tüm katmanları bir arada bulunur;

  • Yalan
  • Sahtekârlık
  • Kendisininki uğruna başkasının rahat, huzur ve sağlığından feragat etme
  • Güveni kötüye kullanma
  • Sevene yüz çevirme
  • Çıkarcılık
  • Sapkınca düzeyde bencillik

Kötüye çalışan bir zeka, başkasını hiçbir yönden umursamayan bencillik, ihaneti ayakta tutmaya yarayan yalan, dünyevi kazançlar uğruna manevi tokluktan vazgeçerek tatmin beklemek ve kötülükten sıyrılacağından emin olmanın özgüveni.

Tüm bunlar ihanet denen rezilliğin farklı katmanlarıdır. İhanet alelade bir suç değildir. Ucu kendini, kendi benzerlerinden, kendi tarafında olanlardan üstün görmeye kadar uzanan bir egonun sonucu olan bir hastalıktır. İnsan bir kere herhangi bir şeye ihanet etmişse; bu, o hastalığın hayatı boyunca çeşitli sıklıklarla tekrar edeceğinin de işaretidir.

İhanet bir kopuş ilanıdır. Bu noktada kopuşun en iyi örneklerinden biri, tıpkı olgunlaşan bir meyvenin dalını terk ederek yere düşmesi gibi, çocuğun aileden ayrılmasıdır. Aile, insan olma yolunda ilk adımların nasıl atılacağını öğrendiğimiz, ancak ne kadar uzun beraber olursak bir kişilik oluşturmakta o kadar zorlanacağımız bir konfor alanıdır. Belli bir yaşa gelindiğinde okul kazanmak, evlenmek, evden kaçmak olsun, aileden kopmak gereklidir. Ama bu durum yukarıdaki tanımlar ışığında bakıldığında düpedüz ihanettir.

Çünkü gazını çıkartıp altını değiştirdiğimiz, 7/24 hizmet ettiğimiz, hiçbir şeyini eksik etmemek uğruna kendi hayatımızda birçok şeyi eksik bıraktığımız, büyütüp, okutup bir hayatı olsun diye çabaladığımız çocuğun birdenbire, “Haydi bana eyvallah,” deyip gitmesini ihanetten başka neyle açıklayabiliriz? Ama öyle yapmıyoruz tabii ki, çünkü bu işin doğası budur 😊.

İnsan anasını babasını bırakacak ve eşine yapışır. Ve bir beden olacaklardır. Bu durum düpedüz hainliktir. Ben ömrümden ömür vereceğim, gözümden sakınacağım, ama o “Benim etim de kemiğim de budur” deyip takacak koluna birini gelecek. Benim genetik devamlılığımın somut göstergesi olan bu organizma, tutup bana elin vatandaşını canımdır diye sunacak. Vay be, bu ihanet değil midir? Tanrı burada acaba kendisine ihanet eden Adem ve Havva’da başına gelenleri bize de yaşatmak mı istiyor?

İhanetle ilgili en anlamadığım konulardan ikisi de futbol ve binicilik. Örneğin takım tutarım ama tutmanın mantığını anlayamıyorum. Çünkü o takımı tutan tüm oyuncular bir anda karşı takıma geçerse ne olacak? Ama olsun biz renklerin hastasıyız. Zaten rakibe geçen futbolculara eskiden kötü bakılıyordu, şimdi futbol koca bir endüstri olunca daha bir ticari bakılıyor, işin doğası sayılıyor. Atçılarda da anlamadığım konu o aşırı sevdikleri ve bindikleri atları bir anda nasıl satıyor olmaları. At sevisi falan, inanılmaz abartılı konuşmalar sohbetler, ama bir anda o atlar satılı veriyor.

Buraya kadar bunları düşünüp anlattıktan sonra, gelelim başıma gelenlere. Şimdi size şirketimde kısa süre önce yaşanan inanılmaz, gerçek bir ihaneti ve yolsuzluğu anlatıyorum.

Bizim şirketimizde satışçı çalışmaz. Çünkü yazılım işinde (B2B) satış referanstır. İyi referans yeni müşteriyi zaten getirir. Veya benim düsturum budur diyelim. Ben ve proje yöneticilerimiz müşteriyle temas ederiz. Temel felsefemiz aslında herkes bir satışçıdır. Yıllar geliştikçe iyi ve güvenilir bir eleman benimki gibi küçük bir işletmede 2. adam olur. Artık onu 20 yıldır tanıyorsanız, 10 yıldır da kendi şirketinizdeyse dönüp arkanıza bile bakmazsınız, gözetmezsiniz. Ama ne yazık ki gözetmek gerekiyormuş, neden mi? Çünkü o her an Adem’in aklına uyabiliyor. Aslında şeytana mı uyuyor demeli, işin kolayına mı kaçmalı.  

Müşteriye dokunan bu arkadaşımız, içerde paralel bir yapı kurmuş. Müşterileri sahte imzalar ve sözleşmelerle kandırmış, bazı işleri paralelde kurulan bir diğer şirkete sahte imzalarla devir ederek oradan fatura ederek gelir elde etmişler. Beni yakından tanıyan bazı müşterilerin de bu durum işlerine gelmiş ve buna çanak tutmuşlar. Bu da yetmemiş, eski bir yazılımcımızla ürünümüzün eski bir kodunu çalarak ayağa kaldırıp bunun üzerinden özel projelere de girmişler. Şirket kaynaklarımız kullanılarak yapılan işler diğer, bana ait olmayan şirketten fatura edilmiş. Yahu bu kadarı da pes, tüm bunlar yapılırken sen nasıl uyudun diye sorabilirsiniz. Ama diyelim ki çocuğunuz büyüdü, şirketinize geldi ve çalışmaya başladı, işleri yarı devir ettiniz sorumluluk verdiniz, iyi de gidiyor, son zamanlarda onu gözetir miydiniz? Peki, bunu fark ettikten sonra ne yaptık?

İnanın bundan sonrası tam bir film gibi. Adli tespitler, avukatlar, müşterilerin yönetimi, geçmiş kayıplar, değişen şirket stratejileri, tekrar kurulan kontrol sistemleri artık başımıza gelenleri siz düşünün. Yaklaşık 1 ay geceli gündüzlü çalışmalar derken şimdi mutlu sona geldik. Müşterilerimiz birkaç olumsuz niyetli olanlar dışında harika insanlarmış, öncelikle bunu anlıyorsunuz. Bunun dışında ekibiniz sağlamsa, bu tür fırtınaları birlikte daha kolay atlatıyorsunuz. Yanınızda inanılmaz bir destek oluyor. Hele bir de güzeller güzeli olağanüstü bir hayat arkadaşınız da varsa, mücadeleyi de birlikte yaparsanız, sırtınız kesinlikle yere gelmiyor.

Bir de rakibin başına gelenlere gülmemek önemliymiş. Bu olayı yaşamadan önce rakip hacklendi al işte eski teknoloji kullanmanın cezası diye ortalarda gerinerek gezerken, benim başıma gelene bakın.

Neyse, güveni kötüye kullanma, sanayi casusluğu, nitelikli örgütlü dolandırıcılık suçlarından yasal yollara başvurduğumuz, aşağıda isimlerini açıklayacağım çalışma arkadaşlarımızla yollarımızı ayırdık. Aslında bana yakın olan müşterilerim ve dostlarım bu hikayeyi kendime saklamamı şiddetle önerilmişti. Ama ben samimiyetten asla vazgeçmeyeceğim. İçimi dışımı anlatmaya devam edeceğim.

Dürüstlüğümden taviz vermeyeceğim, yaptığım işi sürekli geliştirmeye devam edeceğim. Şu anda inanılmaz ihanetlere ve aldığımız darbelere rağmen halen ayaktaysak, demek ki doğru bir şeyler yapıyorum. 30’a yakın çalışanımla Türkiye’nin en iyi öğrenme teknolojileri şirketiyiz, içimizle dışımızla biriz, esneğiz, yaratıcıyız, teknolojimizi kendimiz geliştirdik, %100 yerliyiz, çok iyi bir ekibiz, olağanüstü bir iş liderine sahibiz (bu benim ve mütevazi olamıyorum 😊), her darbeden de daha da güçlenerek çıkıyoruz.

Daha ötesi yok, bu yüzden bizimle çalışmak için çok fazla nedeniniz var, herkesi bekliyoruz.

Sevgi ve saygılarımla.

Son söz; canımı yakanlardan intikam almayı düşünmemeyi öğrendim, çünkü geçmişe baktığımda hayatın benden çok daha yaratıcı olduğunu gördüm, zaten olayın başındayken bu arkadaşların başlarına gelenler bile şimdiden yeterli.
Gelelim listemize;

Kıvanç Ahmedi, 10 yıl önce müşteri temsilcisi olarak göreve başladı, proje yöneticisi oldu, aileden birisi haline geldi, şirketini dolandırdı, sürekli kendi işim gibi görüyorum dediği şirkete zarar verdi. Üstelik temas kurduğu müşterilere verdiği demeçlerde tam bir komedi… dileğim hukukun tam anlamıyla tecelli etmesi. Bu konuda tüm gücümle mücadele edeceğim.

İlyas Kara, 6 yıl önce müşteri temsilcisi olarak göreve başladı, 1 yıl önce dolandırıcılıktan yakalandı, tutanakları imzalatarak affettik. Ama meğer o dolandırmaya devam etmiş. Üstelik ağır hasta olduğu 6 aylık dönemde biz onun için pervane olurken, hasta yatağındayken bile buna devam etmiş.

Özge Öztuş, içerik gurubu proje yöneticisi, 8 yıldır yanımızda, sahte imza üretimi, içeriklerin üretimi konularında çok iyi çalışmış, tüm içeriklerimizi paralel yapıya sızdırmış. O mükemmel bir hain ve nitelikli dolandırıcı.

Alkan Yıldırım, yazılım grubunda eski bir çalışan. Ayrılmış olmasına rağmen dışardan içerdeki iyi niyetli arkadaşları tarafından ikna edildim ve iş verdik. Ama o kendisine destek olan çalışma arkadaşlarının ekmeğini çaldı. Kodumuzu çaldı, 30 yıllık emeğimizi son derece amatör bir şekilde üzerinde projeler yaptı. Rezilliğin teknik alt yapısını sağladı. Unutmayın, bir ürün kod değildir, fikirdir. O ürün üzerinde yüzlerce müşterinin talebi, üretilen fikirler, oluşturulan çözümler var.

İBCG İstanbul Stratejik İş Yönetimi Eğitim ve Danışmanlık şirketi ve Özgür Yanılmaz, kendisi bu sahte oluşumun fatura yüklenicisi olarak görev yaptı. Olay ortaya cıktıktan sonra Kıvanç beni de kandırmış şeklinde komik bir beyanatla karşımıza çıktı, toplantılar yaptı, meğer seçimlere katılacakmış, ilginç deneyimler yaşadık.

Bu yazı Google’da iyi indekslenecek, çünkü bloğum çok okunuyor ve takip ediliyor. Ve bu isimler sonsuza dek burada kalacaklar. Sizce bu intikam mı? Kararı size bırakıyorum.

Bence bir insana bu yapılmadan da ayrılarak en azından daha etik bir şekilde bu işleri yapmaya çalışabilirsiniz. Ama böylesine bir ihanetin de insan ceza görmeden geçilmesine göz yumamıyor. Ben çok uykusuz gece geçirdim, eminim onlar da şu anda başlarına geleceği beklerken uyuyamıyorlar. Çocuklarıyla zaman geçirirken onlara odaklanamıyorlar. Gelecek kaygısı içerisinde karanlık düşüncelere gömülüyorlar. Bitmiş geleceklerini ve kariyerlerini düşünüyorlar. Evlilik yaşamlarının biteceğini, çocuklarını az göreceklerini düşünüyorlar. Bu konuda ki tek amacım ve isteğim iyi bir ceza almaları.

Yazının başına dönersek, aslında aynı cennetten kovulan ilk insanları bize tekrar anımsatıyorlar değil mi? Peki ben ne yapmalıyım sizce? Şu anda Tanrı’nın bizi izlediği ve yaptığı gibi, tüm bunlardan bir şeyler öğrenip olağanüstü bir hoşgörü ve affedişle yoluma devam mı etmeliyim? Evet yoluma devam ediyorum ama hoşgörü ve affediş tarafı ne yazık ki beni aşıyor.

Sevgi ve saygılarımla.

Yazıyı sevdiniz mi? hemen paylaşın!

Share on linkedin
LinkedIn
Share on email
E-Posta
Share on twitter
Twitter
Share on facebook
Facebook

Yorumunuzu bırakın

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin