Yazının Kategorisi

Eğitim Sistemleri İş Dünyasına Neden Yanıt Veremiyor!

Yine bir klişe ile başlayalım, belki çok duydunuz okudunuz tekrar olacak ama; ne iş yapıyor olursanız olun, yakında bir kısmı robotların eline geçebilir veya tüm mesleğiniz ortadan kalkabilir. Ama iyi bir haberim de var: İşinize yepyeni görevler eklenebilir veya tamamen yeni bir meslek de edinebilirsiniz. Bugün pek çok araştırma mesleklerin nasıl bir dönüşüme uğrayacağıyla ilgili tahminler yürütüyor. Ekonomi büyük bir değişim içerisinde ve bu değişim eğitimde de dönüşümü gerektiriyor. Ama ne yazık ki eğitim son 200 yıldır en az değişime uğrayan alan.

İşiniz ne olursa olsa yakın gelecekte mutlaka değişime uğrayacak. Hatta gelişen teknoloji sayesinde işinizde yaptığınız aktivitelerin büyük bir kısmını makineler yapacak. Veri toplamak, işlemek ve bunları değerlendirerek basit kararların alındığı operasyonel aktiviteler bunların başında geliyor.

Otomasyona uğrayacak işler madalyonun sadece bir yüzü. Diğer yüzündeyse yeni ortaya çıkacak meslekler ve yeni ihtiyaç duyulacak beceriler yer alıyor. Bu beceriler sektörlere, ülkelerin gelişmişlik seviyesine ve zaman dilimine göre farklılık gösteriyor. Hatta tek bir disipline ait teknik bilgiler yerine varoluşsal beceriler tüm mesleklerde ön plana çıkacak. Bunlar arasında insan ilişkileriyle ilgili duygusal zeka, algoritmik düşünme, sistemsel bakış açısı, esneklik, öğrenmeyi öğrenmek, problem çözmek ve makinelerin sahip olamayacağı yaratıcılık gibi beceriler yer alıyor. 

Eğitim Sisteminin Sancıları

Değişen ekonominin ihtiyaç duyduğu yukarda saydığımız becerileri sağlamak eğitim sistemlerinin temel görevi. Ancak dünyadaki tüm ülkelerin eğitim sistemi sancılı bir süreçten geçiyor. Okullarda öğretilen beceriler ekonominin beklediği becerilerle uyuşmuyor. Bu durum haliyle genç işsizliği de doğuruyor. Peki bu beceri uyuşmazlığı en çok hangi alanda karşımıza çıkıyor dersiniz? Tabii ki teknoloji. Ne yazık ki okullar teknolojik gelişmelerin hızına ayak uyduramıyor. Bu da bizi eğitim sisteminde büyük bir tutarsızlığa sürüklüyor.

Peki ne yapabiliriz? 

Bunca zorluğa rağmen iyi haber: Eğitim sistemini bu sancılı dönemden çıkarmak için pek çok otoritenin aynı fikirde olduğu bir yol haritası var. 

Örneğin; esnek, modüler ve öğrenciyi merkeze alan mikro sertifika içeren bir ekosistem geliştirmek.  Aslında bu kavramı, kişinin becerilerini gösteren bir “mini karneler” olarak düşüneblirsiniz. Şimdi bu sertifikaların birleşerek, sürekli yaşayan bir diploma oluşturduğunu hayal edin. Bugün, bir öğrencinin yeni gelişen bir teknolojiyi öğrenmek için üniversitesine nitelikli bir öğretim üyesi atanmasını beklemesine gerek yok. Sizce de öyle değil mi? Bunun yerine online açık eğitimlerle (MOOC), yoğunlaştırılmış programlarla bu teknolojiyi öğrenmesi artık mümkün. 

Mikro sertifikalar hayat boyu öğrenmeye de imkan sağlar. İşte tam bu noktada üniversitelere ve kamu kurumlarına önemli bir görev düşüyor. Ekonominin ihtiyaçlarına hızlı şekilde cevap verebilecek kurumlarla ortaklıklar yapmalı ve öğrencilerinin edindiği mikro sertifikaları resmi olarak onaylamalı ve tanımalılar.

Peki işverenlere ne görevler düşüyor?

  • Diplomanın yanında becerilere de önem verilmek. 
  • Beceri odaklı işe alıma geçiş. 
  • İşgücünün değişimle sürekli eğitilmesi. 

Ama ne yazık ki pek çok şirketin profesyonel gelişim programları var olsa da bunlar ayda birkaç saati geçemiyor. Özetle, eğitim sisteminin dönüşmesi için özel sektör, kamu, sosyal girişimler ve eğitim kurumlarına önemli görevler düşüyor. Bu noktada ancak 200 yıl öncesinin ekonomik prensiplerine dayalı, fabrika modeline göre insan yetiştiren eğitim sistemini dönüştürürsek, yaptığı işi başarıyla yapan ve dünyayı ileriye taşıyan nesiller yetiştirebiliriz.

Sevgilerimle. 

Yazıyı sevdiniz mi? hemen paylaşın!

Share on linkedin
LinkedIn
Share on email
E-Posta
Share on twitter
Twitter
Share on facebook
Facebook

Yorumunuzu bırakın

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin